Sehirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sehirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cannes bir başka pazarlama harikası

Bir pazarlamacı olarak büyüsüne her zaman inanmışımdır...İşte Cannes böyle bir yer...

Oldukça büyük bir şehir ilk önce onu belirteyim. Belki bir Antalya değil ama andırıyor. Kahvaltı için plaj çantamızı felan alıp yola çıktık. Direk sahile indik yürüyerek. Saat 11.00'a gelmek üzere... Sahilden Cannes Film Festivali'nin yapıldığı büyük tiyatro binasına gideceğiz. Alexandre 3 ve festival alanı arasında "Plage de la Croisette". Plajın iki ucunda halk plajı var onun dışında tüm plajlar paralı ama bunlarda kendi arasında ikiye ayrılıyor. Bir Bodrum plajları gibi olanları var ki giriş kişi başı 20€'dan başlıyor içerde bir de restoran ve bar var...Bir de isterseniz yarım gün şemsiye ve şezlong kiralayabileceğiniz daha ucuzları var. Buralarda yarım gün 09:00-13:00 ve 13:00-18:00 arası bu saatler dışında tam gün ödemeniz gerekiyor ve 1 şemsiye 1 şezlong yarım gün için 12€... Ama değmez plajlar göt göte üstelik deniz pis :)



St.Tropez üstünden Cannes'a


Saat 14:00 artık Marsilya'dan ayrılmalıyız daha St.Tropez'e gidip gezeceğiz oradan da Cannes'da kalacağımız otelimize geçeceğiz. Hiç olmazsa akşam yemeğine yetişelim..

St.Tropez'e üzüm bağlarını aşa aşa giriyoruz. Epey gittik; yaklaştığımızı artan lüks araçların sayısından anlıyoruz. St.Tropez'e girer girmez sahil burnunuzun dibinde bitiyor. Küçük bir merkez burası çok açız yol boyu 3 tane Carrefour'a girdik ama pazar günü hepsi kapalıydı. Arabayı şehrin merkezindeki marinanın geniş otoparkına bırakıyoruz.Aklımızda kavşakdaki sandviç dükkanı var. Salata ve ikişer sandivçimizi alıyoruz yemek için biraz gezinince en uygun yerin deniz kenarı olduğuna karar veriyoruz. Tom tom'dan halk plajlarına bakıyoruz en yakın olanına hızlıca gidiyoruz. Deniz gerçekten tertemiz görünüyor. Uzaklarda denize demir atmış lüks yatlar var zaten buranın olayı bu yatlarda gündüzü geçirmek akşamları ise lüks arabalarda etrafı gezmek.

Torino'dan Marsilya'ya- Marsilya Sidik Kokulu Şehir


Yaz aylarında hele de bayramda kişi başı 250 tl verip Antalya'da bir otel odasına tıkılacağıma Avrupa'ya gider aynı paraya paşalar gibi gezerim dedim. Dediğimi de yaptım. Bu ramazan karı koc'a güney Fransa ve İtalya'da 5 günlük bir tatil yaptık. İlk defa çift takıldık, hayatımızın en macera dolu yolculuğu kağıt üstünde nasıl planlandıysa o şekilde bitti. Artık biz profesyonel turistiz :)

Cumartesi thy ile torino'ya uçtuk. Mecburduk bu uçuşu yapmaya bir çok sebebi vardı birisi de Milano, Nice gibi diğer şehirlerin yarı fiyatına uçak bileti bulmamızdı. Bir ay öncesinden otel, uçak organizasyonlarını yaptık. Plan 1200 km lik bir road trip yapmak üzerine kurgulandı ve Torino-Marsilya- St.Tropez- Cannes-Antibes-Nice-Monaco- Genova ve yeniden Torino'da sonlandırıldı. Bu yolculuk için bir ay öncesinden araştırmaya başladığımız araç kiralama operasyonunu bir hafta kala sonlandırdık ki fiyatlar aşağı iyice gelmişti. 5 gün için 180€'ya Audi1 kiraladık ve arabadan son derece memnun kaldık.

Torino'ya tabi ki thy ile 20 dakika rötar ile kalktık. Europecar'dan hemen aracımızı kiraladık ve hiç beklemeden Alp etekleri üzerinden Marsilya'ya yola koyulduk. Yollar müthiş, dağları tüneller ile delik deşik yapmışlar inanılmaz bir zenginlik ve en önemlisi şoförler müthiş; bir kere hız limitini aşan görmedik. 30 km yazıyorsa anında herkes hizaya geliyor, bir kere hatalı sollama, bir kere aşırı hız ve hatta korna sesi duymadık. 

İnkumu - Keyifli Bir Kaçamak



Bartın İnkumu dedi arkadaşlar Karadeniz kıyısında Amasra-Samsun arasını gezmiş ve batı yakasını bitirememiş bir çift olarak atladık teklife. Cumartesi 8:30 da çıktık...Ankara'dan gelecek olan arkadaşlarımız daha erken çıkmışlar. Bolu Gerede'ye kadar TEM'den ilerledik Mengen-Çaycuma üstünden İnkumu'na ulaştık. Mengen'de yol bozuktu benden söylemesi. Koc'a motor seyehatleri için bir navigasyon cihazı almış adı Rus karısı gibi Garmin güzergahımızı o belirlesin isteyince Inkumu'na varış biraz uzun sürdü çünkü dağ yollarından götürdü bizi alet...Köylerin içinde ormanı yara yara vardık İnkumu'na. Turkuvaz bir deniz uzun bir kumsal karşıladı bizi. Sunset Otel'de kaldık biz bir gece. Oda kahvaltı 140 TL verdik. Otel demeye bin şahit ister aslında içinde banyo olan odalar işte; eski püskü eşyalar ve temizlik açısından vasat bir banyo ve çarşaf takımları vs. bildiğin pansiyon işte...Ama ne önemi var kapını açıyorsun ağaçların arasından görünen deniz; ağaçların hışırtısı, dalgaların sesi, anında acıktıran bol oksijen yazarken bile uykum geldi valla...

Kıyıköy - Karadeniz'de bir Ege Kasabası


Pazar sabahı motor grubu ile sabahın 9'unda "Mahmut Bey" gişelerde buluşup defalarca türlü aksiliklerden dolayı gidemediğimiz Karadeniz kasabasına gitmek için buluştuk. TEM'den Çekmeköy'den çıkıyor, sonra Saray üzerinden 60 km daha giderek; son 15-20 kilometresini harbi orman içinde dar bir yoldan geçerek varıyorsunuz. 

Biz kasabaya girer girmez kalkan yemek amacı ile Köşk Restoran'a giriş yaptık. Saatin 12:30 olması sebebiyle neredeyse ilk müşterilerdendik. Koyu tepeden gören derme çatma bahçesinde motor döküntüleri çok yer kapladığı için koca üç masayı kapattık. Kalkan mevsiminin sonu olduğu için önermediler. Yerine bol meze ve levrek yedik. Yemekler vasat, servis kötü, fiyatlar buna oranla doğal olarak iyi idi. Yemek için bir şey beklemeyin. Gerçi mekandaki garsonlar canla başla hizmet etmek için ellerinden geleni yaptılar ama elde yok n'apsınlar. Biraz da kıyı şeridinde tuladıktan sonra saat 14:30 gibi dönüşe geçtik. Dönüş yolunda giderken gözümüze kestirdiğimiz manda yoğurdundan almak için mola verdik. Bir de yanına manda kaymağı aldık. Yolculuk sonrası yorgunluk banyosundan sonra bal kaymak, yoğurt ve sucuklu yumurta ile günü sonlandırdık...Sanırım günün en güzel anı buydu :)


Dubai- Temizlik ve Düzen Şehri


2012'nin yurt dışı açılışını Dubai ile yaptık. Nisan ayının son günlerini tercih etmemizin sebebi şehir fazla ısınmadan rahat rahat gidip gelmekti. Toplamda iki gece yattık ama üç dolu dolu  gündüz geçirdik. İyi de yapmışız gerçi tam sezon olduğu için otel fiyatları inanılmazdı ama biletleri mil puan ile alınca yazın Antalya'da beş yıldızlı bir otelde beş gece kalmak gibi bir şey oldu...

Biletlerin mil ile alınmış olması dışında THY ile korkunç kötü bir start yaptık tam üç saat rötarla kalktık kaptan pilot suçu Avrupa'dan gelen aktarmalara attı ama THY ile rötora alıştığımız için yemedik tabi.
Araplar bile bizden vize istiyor haberiniz ola. İnternetten alırsanız 80USD'den işlem yapıyorsunuz biz acenta tercih ettik kafa başı 175 TL bayıldık. Çok acaip evraklar istenmiyor. Vize pasaportunuza basılmıyor pdf formatında gelen bir sayfayı basıp veriyorsunuz. Araplar sıcaktan sanırım pek ağırlar. Tek çalışan Arap gördüğüm yer havalimanı oldu bunun dışında hizmet sektöründe hep başka uluslardan insanlar var. En çok Hintli vardı ve gerçekten çok gariban duruyorlardı. Arkadaşlarımız Arapların yavaşlığı konusunda bizi uyarmış oldukları için uçaktan depar yaparak kontrol noktasına gittik ve ilk giren biz olduk. Bize bir tane soru bile sormadılar ama göz taraması vesaire 15 dakika sürdü geçmemiz.

Garipçe Köyü- Balondur!

 Ben sevmedim burayı ama yolunuz düşerse daha sağlıklı olduğunu düşündüğüm köy yumurtalarından ve meyve sebzelerden alabilirsiniz.

Yahudi Anıtı - Berlin

Şehrin tam göbeğinde soğuk taşlardan, soğuk taş rengi; griye çalan genişçe bir alana kurulmuş...Anıtın altında minik bir müze var giriş ücretsiz. İnce uzun bir koridoru geçiyorsun panolarda katlimanın tarihçesi var. Sonra öldürülen Yahudilerin özellikle çocukların yazdıkları mektuplar var. Çok sarsılıyorsunuz...
Keşke adım adım resmini çekseydim; hatırladığım kadarıyla anlatacağım.

Berlin- Coolest City of Europe

  
Berlin'de yıkılan duvarın geçtiği alanlar böyle farklı renk taşlar ile işaretlenmiş...
Berlin seyahati cikletten çıktı sayılır; tüm koşullar oluşmuştu ve ben aslında hiç bir şekilde ölmeden önce görmem gereken şehirlerden birisi olmamasına rağmen kabul ettim aslında bir İspanya’yı tercih ederdim. Konaklama sorun olmadı arkadaşımız orada yaşıyor ve uçak bileti mil puanlardan geldi sadece alan vergisi ödedik. Vize de biraz daha uzun olaydı tadından yenmezdi yani ama olmadı n’apalım!
Berlin’e akşam üstü indik. Otobüsle merkeze geldik saat 20:00 gibi elimizde bavullarla geniş ve bomboş kaldırımlarda yürüyerek eve vardık. Hızlıca üst baş değiştirip yine yürüyerek Tiergarten’e bir şeyler atıştırmaya gittik. Hava güzel, caddeler geniş, bir iki bisikletli dışında trafik yok, insan yok sanki içi çekilmiş şehrin derken tam da October Fest kıvamında uzuuuun uzuuun masalarda oturup bira ile pizza götüren bir kalabalığa karıştık.
Bu pislikten su içtik!

Almanya Vizesi Şaha Kalktı!

Birileri beni dürter mi ben mi salağım milletçe mi balık hafızalı olduk Almanya'ya vize kalkmamış mıydı? Hani manşet manşet haberlere taşınmıştı 10 Şubat 2011 de...Efendim ben kalkan vizeyi size anlatayım. Almanya ya vize kalkmış bildiğiniz yani tam bir yıl önce 22 maddelik evrak listesi kalkmış...Yerine ulan acaba "iltica mı ediyom da haberim mi yok?" dediğiniz yeni bir liste gelmiş ki tam 33 madde. Hem valla hem billa karı koca master tezim kadar evrak topladık. Ve heriflere helal olsun tek tek tüm evrakları hem de iki defa incelediler. İncelediler ve beş günlük seyahatimize tamı tamına 5 günlük vize verdiler...Ama büyük bir de incelik göstermişler zarif insanlar 5 güne multi giriş vermişler...Bir ara sırf keyfine girip girip çıksak her gün bu işi yapsak diye düşünmedik değil...
Tegel'e indik hemencik sıramız geldi pek tabi çok da turist gelen bir şehir değil burası...Sapsarı bir amca ısrarla her gelene dönüş biletini ve kredi kartını sordu. Bunu buraya yazıyorum çünkü enteresandır bir çok yerde kredi kartı geçmiyor yani nakti paranız yoksa aç kalırsınız söylemesi...

San Francisco - Çekik Amerikalıların Şehri

Vegas'tan San Francisco'ya gelişimiz outlet macerası yaşamamamıza rağmen çok uzun sürdü kısaca yol uzundu ve 70milden fazla hız yasak olduğu için ağır aksak seyahat ettik. Akşam 21:00 sularında Union Square'deki otelimize vardık burada otel fiyatları Vegas'takinin 3 katı üstelik park ücreti 24 saat için 40$ cık. Union Square Nişantaşı kıvamında.
Gece biraz turlamaya çıkıyoruz her mağazanın başında bir evsiz bizi karşılıyor. Kimi ayakta uyuyor kafasını duvara yaslamış, kimisi kutuların içinde yatıyor çantalarına sarılmış. İnanılmaz bir manzara üstelik saat henüz 21:30... Biraz turluyoruz, elimizde otelden aldığımız bir harita keşif yapıyoruz diyelim. Nihayetinde bir Starbucks bulup günü sıcak bir kahve ile sonlandırıyoruz ertesi gün sabah erkenden Pier 39'a gidip Alcatraz'a geçeceğiz. Orası ayrı bir hikaye...

Las Vegas - What happens in Vegas stays in Vegas!!

Orange'dan gelişimiz iki devasa outlet center'a girince ve üç aile aldıklarımızı yerleştirmekte uzun dakikalar kaybedince yaklaşık sekiz saat sürdü ama yol normalde dört saat felan sürüyor.
Vegas'a karanlıkta girdik ama şehirde güneş batmamış; sokaklar ışıl ışıl her yer cıvıl cıvıl...Sağlı sollu kocaman konsept otelleri geçe geçe ilerliyoruz. Newyork sağımızda, Paris solumuzda, MGM biraz ilerde arkasında Planet Hollywood, Aria sağda yeni yapılmış inanılmaz güzel, Cosmopolitan açılacakmış aralık ilk hafta, Ceasers ve böyle böyle devam ediyor. Ana cadde üzerinde en baba oteller var bu caddeyi doksan derece ile kesen ara sokaklarda daha ufak boyları.
İlk gece Venedik'e gittik; mimarisini öyle muhteşem yapmışlar ki İstinye Park'daki pazarın tavanının çakma olduğunu anında anlıyoruz; içeride o kadar uzun yapay kannallar var ki isteyen gondol ile de gezebiliyor, sokak lambalarından kaldırım taşlarına kadar gerçekten Venedik'teyiz. Akşam yemeğinden sonra kumarhaneye indik. İşte o gece oyun makinalarının önünde uyuyan kadın bendim.

ABD'de alışveriş...

NY ve CA’da indirim dönemleri fiyatlar yerin dibine iniyor. Hele şükran günü öncesi yani onların deyimi ile; ki biz döndükten sonraki hafta idi;  “black friday” de alışveriş merkezleri saat 03:00 da açılmış. Saat 04:00 da evinin yanındakine giden bir arkadaşım sadece bir çift 40 numara kadın ayakkabısı bulmuş. O da 40 numara olduğu için… Onun dışında raflarda bir tane ürün yokmuş…
Yani alışveriş ve avm cenneti Amerika ama doğru zamanı yakalayabilene ve saatlerce sırada bekleyip o obez cüsseler ile mücadele edebilene.

Orange County - Her şeyin büyük olduğu şehir

Balboa Island
Adını meşhur portakal ağaçlarına borçluymuş ben görmedim ne yalan söyleyim. Çok geniş dümdüz bir ova üstünde kurulu, bir tane tepe görmeniz imkansız. Herşey XL boyutlarında ya bu memlekette yollar kavşaklar alışveriş merkezleri de bu kıvamda. Gezdiğim şehirler arasından nerede olduğumu asla bulamayacağım tek yer Orange oldu. Araba içinden etrafı izlerken anladığım kadarıyla "Five" dedikleri bir otoban üzerinde ki sanmayın bizim E5; bir sürü kavşak var işte bu kavşakların etrafına kurulu Orange. Bir tanesi Kore mahallesi mesela ocak başı yaptık üniversite arkadaşımla buluşup. Bizde etin kilosu 45 TL ya 4 kişi geberene kadar et yedik; içecekler, mezeler, salata her şey sadece 73$ tuttu. Adam başı 25TL yani...Bir diğer kavşakta "Costa Messa" diye bir yer var. Devasa caddelerin kestiği, devasa otoparkların içinde, devasa bir açık alışveriş merkezi. Bazıları outlet mağazaları ama o kadar büyükler ve kalabalıklar ki akıllı hareket etmezseniz bir gününüzü rahatlıkla  burada harcayabilirsiniz.

Safranbolu - İyi hoş da safran olayı hikaye!

Safranbolu vadinin içine saklanmış ne güzel bir yer. Ne güzel olmuş ben görmeyeli; daha çok ev restore edilmiş; turizm inanılmaz gelişmiş. Her yer insan dolu adeta yürünmüyor sokaklarda zaten daracık sokaklarda yükselen cumbalı evleri görmek için bir sağa bir sola bakmaktan başınız dönüyor sonra acaba temiz hava mı çarptı diye düşünüyorsunuz. Safranbolu'yu golf arabalarıyla gezebiliyorsunuz. En kısa tur 45 dakika en uzunu 2 saat sürüyor. Bizim konaklama için geç olmadan Amasra'ya gitmemiz gerektiğinden kısa turu aldık. Kişi başı 8.5 TL. Rehberimiz yerlisi Türkçesi şehirle ilgili verdiği bilgiler takdire şayan. Pabucunu dama atmak deyimi buradan türemiş. Osmanlı zamanında da Karadeniz ticaret yolu üzerinde olduğu için hep kalabalıkmış, ilk kanalizasyon burada yapılmış, şehirleşme hikayeleri çok enteresan. Çok çok rum varmış bölgede onlar bize bakır ve deri sanatları biz onlara marangoz olmanın inceliklerini öğretmişiz. Dabakhanelerin kurulduğu yerler bile şehirleşmenin ne kadar ileri boyutta olduğunun göstergesi. Büyük bir pazarı var İstanbul'daki kapalı çarşının açık olanı, gezmesi çok keyifli. Yeni yapılan hiç bir şey tarihi dokuyu bozmamış; Algida dolapları bile ahşap. Gitmediyseniz mutlaka gidin gitmişken bence en az bir gece tarihi konakların içinde konaklayın. Bol bol lokum yiyin ama safrana para vermeyin.

Erfelek Şelaleleri

Sinop'tan Safranbolu'ya geçmeden önce Erfelek Şelalelerine uğramak istedik. Sinop merkeze 26 km diyordu. Önce Erfelek merkeze ulaştık. Şelale felan göremeyince bir vatandaşa yolu sorduk amca anlatıp anlatıp en sonunda "sağ ne taraftı?" diye sorunca kahkahalar eşliğinde fabrika ayarlarına dönerek kendi yolumuzu bulmaya karar verdik.
Bir eşek şeridinde 16 km yol gidince varıyorsunuz hedefe. Etraf kalabalık, bir tane çöp kutusu olmadığından ve alan bir mesire yeri olduğundan ve yer Türkiye sınırlarında olduğundan her yer pislik içinde... Arabayı parkedip en sonuncusunda ayaklarımızı buzzzzzzzzzzzzzz gibi suya sokup 27 takım şelaleden oluşan şelalelerin geri kalanını görmeye karar verdik. Yeşillikler içinde biraz tırmandık ama erkek tayfası erken pes ettiği için 3. de geri döndük.
Biz mutlu ayrıldık etraf pis de olsa memleketim insanı her yerden su da fışkırdığı halde bir şekilde yıkanmayı sevmediğinden iğrenç ötesi koksa da eğlendik. Ve Safranbolu için Kastamonu'ya doğru yola koyulduk.

Sinop - Burada mapus kalınır!

Taaa Selçuklulardan beri Sinop hep hapishane şehri olmuş. Tarihi hapishanenin yanısıra Osmanlı zamanında da açık hava hapishanesiymiş. Gece gündüz geziyorsun sonra da karakola gidip imza atıyorsun. Bu şehir öyle sevimli ki sürgün mürgün koymaz insana... Şehre girer girmez hapishaneyi buluyoruz. Giriş 1 TL içerisi hiç tat vermiyor bütün sinirlerimiz gerilmiş vaziyatte tüm gezi boyunca içerisi ile dışarısının yaşamla ölüm kadar ince bir çizgi olduğunu konuşuyoruz. "Aldırma Gönül" burada yazılmış 1932'de dönemin cumhurbaşkanına hakaretten girmiş Sabahattin Ali mapusa böyle yazıyor tabelalarda. İsim vermemişler ama  Atatürk'e hakaretten girmiş içeriye. Müze yapmışlar bu hapishaneyi ama çok zayıf, pislik içinde sadece bir tane oda tamamen orjinali gibi tutulmuş. Koğuş ağasının yatağından çocuklarının yaptıkları resme kadar herşey korunmuş ve o renkler "dışarda" bir arada göremeyeceğiniz renklerden oluşuyor; cıvıl cıvıl bir koğuş burası. Saçma ama bakmaya doyamıyoruz...

Gerze - Sinop - Karadeniz'in Antalya'sı

Sinop anladığımız kadarıyla Karadeniz’in Antalya’sı; biz otellerde yer bulamayınca Gerze’ye yönlenmiştik. Eski adıyla Geruze yeni adıyla Gerze... Son derece sevimli bir sahil kasabası. Deniz kenarında bol miktarda otel, kafe ve restoran var. Bayramın da etkisiyle sokaklar cıvıl cıvıldı. Burası da acaip ucuz bir kafede 1 soda, 1 bira, 1 kola ve 4 çaya sadece 11 TL verdik iyi mi?

Bafra - Voleybol sevenlerin ilçesi!

Bafra’ya vardık. Pide yiyeceğiz orası kesin ama nerede yesek derken saolsun benzer bloglardan ALIŞ PİDE'Yİ buldum. İçerisini tıka basa dolu görünce pek sevindik. 45 dakika civarında bekledikten sonra üzerinden tereyağı damlayan ince uzun kapalı Bafra pidesi geldi. Kıymalı ve peynirli yedik biz ama ben ne yalan söyleyim hayal kırıklığına uğradım. Pide beklerken gelen köfte çok daha güzeldi. Dünyayı yedik dört kişi ve inanması zor ama 2 salata 5 kola 4 pide ve 1 köfteye sadece 31 TL ödedik. Bizi İstanbul’da sıkı öpüyorlar bir kere daha anladım. Bir kere daha anladım neden öğretmenler tayinleri büyük şehire çıksın istemiyorlar böyle hayat mı geçer ya!!!

Yemekten sonra meşhur Bafra dondurması yemeye gittik BALKAYMAK... Ulaşmak kolay olmadı epeyce bir yürümek zorundan kaldık. İtiraf ediyorum ben dondurmayı da sevmedim. Bafra da benim en çok dikkatimi bol miktardaki parfümeriler ve gençlerin sosyalleşme mekanı internet kafeler çekti. Bir de yolda yürürken mahallenin bıçkın delikanlılarının ne amaçla oluşturduğunu anlamadığımız “voleybol sevenler derneği”... Ne güzel memleketim kendini aşıyor.

http://www.sofra.com.tr/webtv/videoizle/nokul__bafra_samsun

Samsun- Sevemedim

Amasya'dan yağmur eşliğinde yol boyu menemencileri aşarak geldik Samsun'a. Devasa bir şehir olmuş. Hiç bir albenisi, Karadeniz'in yeşilinden eser yok. Bina üstüne bina; hepsi sahilin kenarında toplanmış. Önce Cumhuriyet Meydanı'nı bulduk, Atatürk Parkı'nı geçtik sonra BATI PARK'a Bandırma Vapuru'nu görmeye gittik. Aslı değil tabi ki; gerçeği çoktan jilet olmuş. Birebir kopyasını yapmışlar gördüm inanamadım. Küçücük vallahi vapur demeye bin şahit ister. İçerde Atatürk resimlerinden oluşan bir müze var. Giriş 1 TL; çıkışta ne iyi olurdu aslında Bandırma Vapuru hatıraları satan minik bir dükkan olsun biz de alıp evimize götürseydik ama yapmamışlar. Gezdik fotoğraf çektik kel kel Amisos tepesine çıkmak için DOĞU PARK'a gitmeye karar verdik. Burada teleferik var. Sandık ki  şehri de tepeden görürüz ama sadece caddeden karşıya geçtik ve hooop tepedeyiz. Oysa bayram kalabalığında tam yirmibeş dakika beklemiştik.